DOLANDIRICILIK SUÇUNDA TÜZEL KİŞİLER MAĞDUR OLABİLİR Mİ?

TCK m. 157’de suç olarak tanımlanan dolandırıcılık, hileli davranışlarla bir KİMSENİN aldatılarak, onun ya da başkasının zararına olarak, failin kendisine veya başkasına yarar sağlanmasıdır. Yasa maddenin lafzından da anlaşıldığı üzere bu suçun mağduru ancak fiilin işlendiği sırada hayatta olan bir gerçek kişi olabilir. Diğer bir ifade ile tüzel kişiler bu suçun mağduru olamazlar. Suçun mağduru gerçek kişiler olabileceğinden, tüzel kişiler bu suçta ancak zarar gören konumunda olabilir.

Herhangi bir yanılgıya sebebiyet vermemek için mağdur ile suçtan zarar gören kavramlarının ceza hukuku açısından aynı olmadıklarını hatırlatmak isteriz. Bu açıklamalarımızı yapmaktaki amacımız takdir edileceği üzere, mağdurun suçun maddi unsurlarından biri olması ve unsurlarından bir ya da bir kaçının oluşmadığı bir eylemin “kanunilik prensibi” uyarınca suç olarak nitelendirilemeyeceğini vurgulamaktır.

Yine doktrindeki hakim görüş de bu yönde olup, dolandırıcılık suçunun asıl mağdurunun malvarlığında azalma olan kişi olduğu, ancak mağdurun gerçek bir kişi olması zorunluluğu nedeniyle eylemin bir tüzel kişinin malvarlığında azalma meydana getirmesi halinde tüzel kişi ancak suçtan zarar gören konumunda olabilecektir. Unutulmamalıdır ki dolandırıcılık, hile ile mağdurun aldatılması esasına dayanan bir suçtur.

Tüzel kişilerin bu suçta suçtan zarar gören olabileceğini yineleyerek, tüzel kişiyi yöneten veya temsil eden bir gerçek kişinin hileli hareketler neticesinde aldatılmış olması gerektiğini, tüzel kişi adına karar almanın tek bir kişinin iradesine bağlı olmayan (birden fazla kişinin birlikte iradesinin arandığı) hallerde ise karar alınması için gerekli olan yeter sayıda kişinin iradesinin aldatılmış olması gerekmektedir.

                                                                              Av. Asiye DEMİREL